5 Temmuz 2014 - 08:14
Vay Tayyip Ağa Vay…

11 Yıllık bir iktidarın sonunda aynı adam, aynı siyasetçi, aynı Tayyip Erdoğan yine bir vesile ile mal varlığını açıklarken dudaklar uçukluyor… Serveti tam 730 kat artmış!… Dünyanın en zengin ilk sekiz lideri arasında yer alıyor… O zamanın “Beyaz Türkler”i, şimdi bu yeni “Beyaz Türk”ün önünde selam durmuş, yarattığı yeni “burjuva” ordusu ile kendilerine katılışını kutluyor…

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın Adıyla…

1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nden İstanbul Belediye Başkan adayı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Refah Partisi’ni yıpratmak için zamanın basını tarafından oldukça aşağılayıcı, iftira mı, yanlış mı, doğru mu olup olmadığına bakmadan yayınlar yapılıyordu… O zamanın en çarpıcı başlığı ise Hürriyet Gazetesi tarafından 8 sütuna manşet atılıyordu: “Vay Tayyip Ağa Vay!”

Yazıda Belediye Başkan adayı Tayyip Erdoğan’ın Sultanbeyli’de kaçak villalarının olduğu iddia ediliyor ve Tayyip Erdoğan ile Refah Partisi “sahtekârlıkla” suçlanıyordu… Pınar Türenç imzalı o habere Tayyip Erdoğan’ın tepkisi “konuyu canlı yayında tartışalım” olmuş ancak muhataplarından cevap alamamıştı. Konu, iddiacılar tarafından çok da aydınlanmadan kapanıvermişti.

O zamanlar İslamcılara karşı böylesine kural tanımaz saldırılar, iftiralar, pireyi deve yapmalar hepimizi oldukça yaralıyor, basının her istediğini istediği şekle sokarak yayınlaması karşısındaki çaresizlik ağırımıza gidiyordu…

İyi hatırlıyorum, İstanbul Belediye Başkanlığını Refah Partisi Adayı Tayyip Erdoğan’ın kazanması bayram sevinci olmuştu hepimize… İslamcıları küçümseyen, aşağılayan “Beyaz Türkler”in hezimeti, ezilenlerin zaferi olarak gönlümüze yazılmıştı.

Tayyip Erdoğan’ın, o zamanlar bir resim sergisi açılışında sol eliyle bir yüzük gösterdiği ve altına “işte bütün servetim bu yüzük. İstanbul’a hizmete hazırım” yazılı resmi hala hafızalardadır. Seçim kampanyası esnasında bildirdiği mal varlığı ise oldukça mütevazı idi:

“Üsküdar’da ruhsatsız bir bina, Sultanbeyli’de bir küçük arsa ve bir araba ile bir şirketin hissesi.”

Bu kadardı işte…

Mala mülke düşkün olmayan, “Halka hizmeti Hakka Hizmet” olarak gören bir anlayışı bekleyen ezilen, aşağılanan, horlanan, adam yerine dahi konmayan mütedeyyin halk kesimi, aradığı başkanının bulmuştu… “Beyaz Türklerin” salyalar akıtarak hınçlarını, kinlerini gizleyemedikleri bu mütevazı siyasetçi gönüllerin kahramanı olmuştu…

Ve şimdi…

11 Yıllık bir iktidarın sonunda aynı adam, aynı siyasetçi, aynı Tayyip Erdoğan yine bir vesile ile mal varlığını açıklarken dudaklar uçukluyor… Serveti tam 730 kat artmış!… Dünyanın en zengin ilk sekiz lideri arasında yer alıyor… O zamanın “Beyaz Türkler”i, şimdi bu yeni “Beyaz Türk”ün önünde selam durmuş, yarattığı yeni “burjuva” ordusu ile kendilerine katılışını kutluyor…

Evet, Beyaz Türkler değişmedi, onlar yine aynılar… Onlar yine “Jakoben” mantıktan zerre taviz vermiş değiller… “Halk” yine onların umurunda değil… Değişen, ne yazık ki, bir zamanlar “halka umut” olarak ortaya çıkan, “dini değerleri yeniden saygın kılmaya” soyunan ve böylece de gönüllerde taht kuran o adam, Tayyip Erdoğan olmuş…

Tayyip Erdoğan’ın değişen yönü sadece mal varlığı değil elbet… Bugün Ortadoğu’daki yangında da oldukça büyük payı var… Hırsının kurbanı olduğunu fark edemeyecek kadar farklılaşmış, “padişahım çok yaşa” naralarına ram olmuş ve “kibir” değişmez karakteri haline gelmiş…

Mecliste kendi grubunda CHP’yi eleştirmek için okuduğu bir tarihi olay vardı… 1945 yılında Stalin’in zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan 146 Azerbaycanlı aydının geri verilişi ve Boraltan Köprüsü’nün hemen öte yanında kurşuna dizilişlerini anlatmış ve o olay üzerine yazılmış bir de şiir okumuştu:

“Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı

Yusan Aras suyuyla geçmez yüzün karası

Düşman bekler karşıda önüne kattı beni

Can alınan çarşıda gardaşım sattı beni…

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine

Beni siz vursaydınız şu gâvurun yerine…”

Şimdi bu şiiri yakıp yıkılmış, tarumar olmuş Suriye ve her gün kafaları ile top oynanan Iraklılar ve özellikle de Türkmenler açısından okusak!… Suriye’de bilmem hangi hesaplarla dört bir yandan getirtilmiş ruh hastaları ile “cihad” eden ve daha sonra da “iktidar” arzusu ile birbirini boğazlayanların hamisi, IŞİD adlı ahtapotun kollarını güçlendiren ve şimdi de Irak’ta Türkmenler de dahil halkın boğazlanmasını seyreden, Filistinlileri direniş hattından koparıp düşman eden ve şimdi de yapayalnız bırakan “ağabey”e bakarak hem de…

Yakılıp yıkılmış memleketlerinden “muhacir” olmuş, Türkiye’de ve başka ülkelerde kadınları fuhuş, erkekleri köle tüccarlarının elinde, çocukları organ mafyalarınca heder edilen Suriyeliler ve IŞİD canavarının ahtapot kolları arasında kıvranan Iraklılar ve özellikle de Türkmenler ve de şimdilerde İsrail’in bombaları ile paramparça edilirken artık kimsenin kafasını döndürüp bak(a)madığı Filistinliler şöyle deseler mesela:

“Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni

Can alınan çarşıda gardaşım sattı beni

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine

Beni siz vursaydınız şu gavurun yerine…”

Cuk diye oturmaz mı?…

Mal ve mülkün, makam ve hırsın pençesinde kendini “dünya lideri” sayan ve ne yazık ki bunun için de Allah’ın dinini kullananların gerçek simaları artık görülmeye başlamadı mı?…

Ve şimdi, o zamanlar bir “iftira” olarak atılan o manşet şimdi gerçeğe dönüşmüş değil midir:

“Vay Tayyip Ağa Vay”…

Son söz:

İnternette gezinirken bir söze rastladım. Çarpıcı bir söz:

“Caminin duvarına konunca bir karga kendini arif sanır.

Aynada kendini görünce fil, kendini zarif sanır.”

Ramazan’ınız mübarek olsun…

rasthaber / Muhsin Küçüker

Ekler